Bu Blogda Ara

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

21 Mart 2017 Salı

Captain Blues Özgeçmiş


Merhaba. Bu benim 2009 yılında yazmaya başladığım ve 2011 yılında da şifresini kaybettiğim seyir defterim. 2017 yılında ise hesabı bin bir yolla kurtarmış ve tüm yazıları silmiş bulunuyorum.

Ama bugünkü konumuz bugünle ilgili; Anıl’ın Kaleminden adlı, başka bir yarım kalan defter. Ve benimle ilgili daha fazlasını bilmek isteyen olursa diye, önce kendimi anlatmak istiyorum. Çünkü kendimi anlatmaya bayılırım. Kendimi çok severim. Kova burcu olduğum için diyorlar. Kova burcu mükemmel olduğu için kıskanıyorlar, biliyorum.

Yine de ben olabilecek en içine kapanık, en sulu gözlü ve en göze batmayı sevmeyen kişilerin başında gelebilecek bir yapıda büyümüş, daha sonra da kağıt ve kalemin arkasında kendini gizlemenin farklı yollarını bulabilmiş biriyim. Yani hep bu kadar fevkalade bir insan değildim :P
İlkokuldan hep nefret ederdim. Önce arkadaş edinmekten ve sonra da aşık olmaktan çok korkardım. Sokakta asla top oynamaz, insanlarla kaynaşmazdım ve beden dersinde de istisnasız karnım ağrıdığı için izin alırdım. Neredeyse hayatım boyunca tek başıma basketbol oynadım çünkü kendi kendime oynamaya alışığım. Uyuz işte. Büyürken, bir gün Los Angeles’a gidip animasyon sektöründe isim yapan biri olma hayalim dışında bana keyif veren başka bir düşüncem de yoktu zaten.

Ama 10 yıl bunun için çalışıp bir şekilde üniversite için İstanbul’a gittim ve zamanla da bir düzine arkadaş edindim. Kendimi o kadar evimde hissettim ki, mahallede bağıra çağıra gezen, giymeyi sevdiğim kostümlerle okulda gezebilen, parası bitince de tüm esnaftan borç alabilen girişken birine dönüştüm. Çok farklı dostlarım, ekürilerim, yancılarım ve değişen ev arkadaşlarım oldu o mahallede. Ve gittikçe değiştiğim, sevmeyi öğrendiğim, her günü farklı maceralarla geçen o yıllarda; çalışkanlığımı, animasyona olan aşkımı ve üretkenliğimi de neredeyse tamamen kaybettim.

Ve küçükken uzak durduğum her şeye sahipken, mutlu biri olunca da bu sefer oradan ayrılmaktan korkar hale gelmiştim. Daha sonra da bir şekilde ayrılmak zorunda kaldım. O günlerde iyi bir sunucu olmak için tüm gücüyle çalışan Ezgi ile, sadece vakit geçirmediğimizi, artık birbirimizden güç almaya başladığımızı farkettik ve ben, bir kaç yıldır bir oraya bir buraya savrulan eşyalarımla birlikte, İstanbul’da tam olarak yerini bulamamışken, bir de İstanbul’u eskisi gibi yaşayamaz hale geldik.

O günlerde iyi bir arkadaşım, benim küçüklüğümden bu yana, hayatımın hiç bir noktasında hiç bir zaman sadece bir çizer olmak için çalışmadığımı farketti. Böyle bir yeteneğim olduğu için doğru yerlere yönlendirilen, sessiz bir şekilde yapılması gerekenleri yapan ve yıllar süren çizimlerden sonra da yeteneğini geliştiren biriydim ama yazdıklarım ve tasarladıklarımla değil, çizdiklerimle ön plandaydım. Ardından, çizim yapmanın aslında yazdığım hikayeleri anlatmanın bir yolu olduğunu farkettik çünkü o günlerde 2012 yılında açtığım Youtube kanalına, arkadaşlarım ve Ezgi ile kısa filmler çeken ve bunu çok büyük eforlarla yapmaya çalışan birine dönüşmüştüm ve yıllardır bu kadar keyif alarak hiç bir şeyle ilgilenmemiştim. Çünkü durmadan yazıyordum. İyi yazdığım için değil ama üzerine oturup kitap haline bile getirdiğim fikirlerim vardı.

Annemin sık sık anlattığı 5 buçuk yaşındaki bir anımı düşündüğümde ise, o yaştaki kendimi bir çizgi film yapımcısı olmak ve Türkiye’de sağlam bir animasyon sektörü kuran kişi olmak isterken buluyorum. Bir çocuğun oturup bunları düşünmesi biraz üzücü olsa da zamanla bunun için çizerlere ve yazarlara ihtiyacım olduğunu, prodüksiyonu ve iş yönetimini bilmem gerektiğini de düşünmeye başladım ve bir kaç yıl içinde, bulduğum insanları yönetebilmek için işi bilmek gerekir diye düşünürdüm. Ben zaten dokunsan hüngür sepelek ağlayan bir tipken hedefi marsın ardına koymaya çalışmışım resmen ve zaten tanıdığım bir çizer falan da hiç yoktu. Ben de zaten çizimle ilgilendiğim için bir de yazmaya başladım ve yaklaşık 12 yılım filmlerden sonraki akan yazıları sonuna kadar izleyip kendimi orada bir yerde hayal ederek geçti. Ama güzel sanatlar lisesinde geçen sürede disiplinsiz ve hayalci biri olmaya başladım ve şimdi bakıyorum da, her zaman bilimi ve deney yapmayı daha çok seven biri olsam bile, sanat konuşulan bir yerde olmanın etkisinin o zamanlar aklımı çok karıştırdığını görüyorum. Yine de, sırada Amerika’da eğitim almak ve iş dünyasına dair bilgi edinip, Türkiye’ye daha da bilgili bir şekilde dönmek vardı ve bu aklımdan hiç çıkmıyordu ama onun yerine Mimar Sinan’ı kazanıp İstanbul’a giderek kendime aslında umurumda olmayan bir şeyi kanıtladım. Çizim yeteneğimi kanıtlayıp durmam gerekiyormuş gibi devam ederken İstanbul’da hem okuyup hem de bir sürü yerde çalıştım ama sadece animasyona dair hiç bir bilgisi olmayan animasyon stüdyolarına öfkelenmekle geçti zaman. Zaten az önce anlattıklarımla birlikte İstanbul benden yeni bir ben daha çıkardı ve sesim çıkmaya başladı. Dışa dönük olmanın ve dayanılmaz hafifliği ile tanıştım :D

O yüzden üniversitenin ilk yıllarında, sabahladığım gecelerde bu bloga gerçek benle ilgili şeyler yazmayı çok severdim. Fakat hayatıma giren ve hiç çıkmayacak olan güzel insanlar burayı da unutturdu bana. Daha sonra iş güç derdi ve İstanbul’un acımasızlığı araya girince de, yirmili yaşların ortaları zor geçti fakat arkadaşımın benim bir çizer değil, bir yapımcı olmak istediğimi çözmesi ile kendimi çok rahatlamış hissettiğimi hatırlıyorum ve nasıl bir tesadüftür ki, o günlerde Ezgi’nin sunuculuk sektörüne olan bakışı da değişmeye başlamıştı. Tanıdığım herkesin üzerine gelen tüm bu kaybolma hissini üzerimden savuşturacak bir şey düşündüm ve gidip bir yeşil fon aldım. Ezgi’nin harika bulduğum sunumu ile ona iş başvurularında yardımcı olacak bir demo çekme fikri vardı aklımızda ama biz, yeşil fon önünde çekilen bu demoları Youtube’a yüklemeye karar verdik. Bunun için de Youtube Türkiye’de hiç var olmayan ve sadece Amerikan kanallarından bildiğimiz bir fikir vardı aklımızda ve oturup, gelecek filmlerle ilgili bilgilerin profesyonel bir şekilde verildiği bir konsept oluşturduk ve neredeyse bir ayda 4 video kurgulayıp Youtube’a yükledik… Bir anda gelen beğeniler ve yorumlar 2012’de açtığımız kanalımızdaki çöl sessizliğinden çok farklıydı ve bu duygu bizi çalışacağımız herhangi bir işten çok daha mutlu etti. Video çekmeye devam ederken, her video için günlerce kafa yormaya ve farklı içerikler üretmeye çalıştık ve asla çöp videolar veya bilgisiz videolar yapmamak için de çok uğraştık. İkimizin aynı işi bu kadar çok sevmesi ve ikimizin de istediği şeyi bulabilmesi harika bir şey ve bunu Youtube Türkiye’de ilk defa yapabilen kişiler olmanın tarif edilemez bir gururunu da vardı ki abone sayısı sadece 5.000 olduğunda bize 50 milyon olmuş gibi sevinç verdiğini çok iyi hatırlıyorum.

Bu sırada Youtube’da çizim videoları da izliyorduk ama oyun videolarındaki gibi yüzünü gösteren kimseyi bulamadım. Çizim videoları da tıpkı televizyondaki sinema programları gibi sıkıcı olunca benim için bir kaç deneme çektik ve benim gayet mesafeli yaklaştığım kanala çizgi roman incelemeleri ve eğlenceli çizim videoları gibi fikirler ekleyince çok büyük keyif almaya başladım ama bu sefer de “Ezgi’nin Kanalı”’na video yetiştirmek çok zorlaşıyordu çünkü oradaki her video için çok uğraşıyorduk. Kurgu yapmak ve prodüksiyonu öğrenmek artık benim için yeni bir tutku olunca da geçtiğimiz yıl git gide kanal için çizim yapmak bir sorumluluğa dönüşmeye başladı ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesini 9 yılda bitirememiş biri olarak söylüyorum ki, ben keyif almıyorsam, çizim yapamam.

Yine de denedim. Vallahi denedim. Hatta hiç yayınlamadığım yaklaşık 6-7 videom var. Vardı. Çünkü itiraf ediyorum, hepsini silip geçtim. Çünkü beğenmedim. Çünkü mecburiydi. Çünkü kötüydüler. Bugüne kadar yayın evlerinden yaklaşık 50 çizgi roman hediye geldi, ama 7-8 tanesini inceledim. Ezgi’nin Kanalına da daha az video koymaya başlamıştık ama daha sonra, Ezgi ile birlikte bu bitmek bilmeyen buhranlardan kurtulmak için dev bir adım attık ve Antalya’ya taşındık. 2-3 ay süren keyifli ama yeniden inşaa isteyen, daha önce yaşamadığımız bir süreç geçirmiş olduk ve şimdi, İstanbul’a gitmeden önce olduğum kişiyi çok daha iyi hatırlar durumdayım.

Antalya'ya gelince, önce yine sessizleştim, biraz afalladım ama arkadaşlarımın, Ezgi’nin ve yaşadıklarımın hala benimle olması artık aynı kişi olmadığımı hemen kanıtladı bana. Şimdi çok düşünmeye daha az vakit harcar hale gelmiş durumdayım ve kendimi topladığımı düşünüyorum. İçimde video çekmeye dair büyük bir istek var ve bunun bir masaya oturup boş kağıda mahkum bir şekilde olması gerekmediğini nihayet farkettim. Yani canım bir şeyler çizmek istemediğinde zorla çizmeyeceğim, ama bir şeyler çıkaracağım. Böyle şeyleri planlayarak yapmaya ve öncesinde fikirleri kağıda dökmeye alışık olduğum için de bu kez bir planım olmadan hareket etmiş olacağım ama, bakalım nasıl olacak. Bir de böyle deneyelim. Denemedik demeyelim en azından.

Video koymadığım zamanlarda, video koymamamın kimsenin umurunda olacağını düşünmemiştim açıkçası. Ama gelen yorumlar, sabırla bekleyenler, çok kibarca video isteyenler ve mail atanlar bana çok garip gelmeye başladı. Kişilikler arası gezebilen dürdane bi tip olduğum için Youtube benliğime uzaktan bakıyormuşum meğer, çünkü tekrar kanalla ilgilenmeye başlayınca bir duygulandım, bir heyecanlandım falan. Biri küfür yazmış bir sürü ve “video at lan” diye de bitirmiş cümlesini. Bence bu çok değerli bir şey. Video çekmek istememin de tek sebebi bu değeri kaybetmemek. Bekleyen ve bunu okuyan varsa, sana çok teşekkür ederim. Bu yazımda da ben sana kendimi biraz dürüstçe anlatmaya çalıştım diyelim, çünkü Youtube’a video çekip “vay aman ben küçükken ne hayalim vardı, ay şöyle oldu da video çekemedim ama ben eskiden ah ben var ya öff”, falan diye kamerayı açıp kafa ütüleyemezdim :D

Neyse bu yazı da dursun şimdilik burda.

LUV U
XOXO

3 yorum:

  1. Öncelikle kanalnızdaki bütün videoları izledim ve ilgimi kaybettiğim çizime tekrar başladım sayenizde ve geri döndüğünüze çok sevindim umarım uzunca bir süre daha videolarınızı izleyebiliriz. :D

    YanıtlaSil
  2. Hayatından çizimlerine,kişiliğinden videolarına kadar her türlü özelliğiyle daha önce hiç kimseyi bu kadar yakın hissetmemiştim. Artık her kalem kağıdı elime aldığımda seni hedef alıyorum.Olağanüstü bir enerjin ve mizahın var.Boş işleri sevmiyorsun ve çoğu kişinin işsizlik,saçma dediği şeylerden zevk alıyorsun.Muhtemelen böyle şeyler için bazen oldukça da fazla zaman harcıyorsun dimi? Söylemek istediklerimin yarısını bile söyleyemedim.Sıkı bir takipçin olmakla birlikte senin arkadaşın olmayı ve bir gün tanışmayı çok isterim.19 yaşındayım ama fanboy gibi konuşuyorum sanırım xD .Umarım bir gün bir yerlerde karşılaşırız.Şimdilik adım Question olsun.Bir gün seni görürsem bunu söyleyeceğim unutma!Kendine iyi bak arkadaşım

    YanıtlaSil